30 Temmuz 2011 Cumartesi

göğe bakma durağı

Şiirler var..Birinin diğerinden farklı  bendeki yeri.Anısı yok..ama bir şekilde yer etmiş gönlümde.Okurken ay ışığı altında dans eder gibi.Belki  bir teknede,belki ıssız bir kumsalda..O hissi yaşatan,en sevdiklerimden..
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım


Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım

Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi

Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmiyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat.





*turgut uyar - göğe bakma durağı      

2 Temmuz 2011 Cumartesi

Canım arkadaşım.Seni çok seviyorum.Nikah şekerlerini yedim haberin olsun.Bu bir ölçü değil ki ,içinde küflenseydi daha mı iyiydi.Daha bir tatlı,bademşekeri tadında ,net hatırlıyorum o günü artık.Biblosu kaldı,ona dokunmayacağım.Her günün kutlu,mutlu olsun.Kalbin aşkla dolsun.Kırmızı panjurlu evimin kapısı her zaman açık sana.Ağzıdan çıktı bir kez söz.Panjurları kırmızıya boyatmak şart oldu.

16 Haziran 2011 Perşembe

                                               Marifet hiç ezilmemek bu dünyada
     Ama biçimine getirip ezerlerse
Güzel kokmak
Kekik misali
Lavanta çiçeği misali
Fesleğen misali
Itır misali
İsâ misali
Yunus misali
Tonguç misali
Nâzım misali

ÇİLEKLİ MİM

Sevgili Deep mimlemiş beni,sağ olsun unutmamış.Önce  soruları yanıtlıyoruz,sonra çileklere dalıyoruz ;) ah pardon, bir hafta sonra mimim yanıtlarını yayınlıyoruz :)
    ÇALINMIŞ ÇİLEKLER

Herkes iyi insanları sever ve çoğumuz hayatlarımızı iyi insanlar olarak yaşamaya çalışırız. O zaman neden dünya yüzünde bu kadar iyi olan insan sayısı azdır? Ne kadar gayret ederseniz edin, öyle günler öyle zayıflık anları vardır ki kötü olmak insana iyi olmaktan daha iyi gelir. İster otoyolda hızlı araba sürmek olsun, ister kopya çekmek ya da ofisten bir kutu kalem "araklamak"... Hepimizin gurur duyamayacağı hareketleri vardır. Gerçekten iyi bir insan olmanın yolu kişiliğimizdeki kötü yanları kabullenmek ve omuzumuzdaki şeytan kulağımıza fısıldarken azize gibi davranmamak ve mükemmel olmadığımızı bilmektir. Hepimiz zaman zaman baştan çıkarız. Ama şimdiki senaryoya da yakalanabilirsiniz.

1- Şehir dışında bir yürüyüşte nefis çileklerle dolu bir tarlaya geldiniz. Mideniz guruldamaya başladı ve etrafta kimsecikler yok. Siz ve bedava öğle yemeği arasında sadece bir çit var. Çitin yüksekliği ne kadar?

2- Bahçeye girdiniz ve çilekleri yemeye başladınız. Kaç tane çilek yediniz?

3- Birden çileklerini çalmakta olduğunuz çiftçi ortaya çıktı ve size bağırmaya başladı. Kendinizi savunmak için neler derdiniz?

4- Tüm olan biteni bir kenara bırakıp söyleyin, çileklerin tadı nasıldı? Ve çilek çalma maceranız sona erdikten sonra kendinizi nasıl hissettiniz?
*
1-Öyle açım ki çit göremiyorum..
2-Sayamadım,doyana kadar yedim.
3-"Sizin miydi ay pardon" diye konuya girerdim.Terslenmeye devam ederse "çileklerin üstünde isminiz yazmıyordu"derdim,açlıktan ölecek biri var sonuçta ortada.İkna olup olmaması onun problemi.Çilekleri yemişim,olan olmuş bitmiş.
4-Çiftçinin tatsız yaklaşımı sonucunda yediğim çileklerin tadını unuttum.Kendimi nasıl hissettim : Ağzımın tadı yok , ama karnım tok.
Ben de bu mimi,okuyan herkese gönderiyorum.Okuyan herkes mimlendiniz ,haberiniz olsun ;)



12 Haziran 2011 Pazar

BİR DEMET FOTOĞRAF







Çocukluğum İstanbul'da geçti..Doğdum,büyüdüm..İlk defa denize girdim,ilk defa köprüden geçtim,ilk defa kuşlara yem attım,ilk defa karides yedim, bira içtim ,sarhoş oldum,arnavut kaldırımlarının birinde güldüm diğerinde ağladım..Her şeyin ilkini güzel İstanbul'la yaşadım.
     Zamanın her şeyin ilacı olduğunu..büyümenin sandığım kadar güzel olmadığını..her inişin bir çıkışı olduğunu..İstanbul'la öğrendim.En güzel yerlerde kesişti hayatım,başka hayatlarla..
        Hep civarımda olduğun için teşekkürler İstanbul..Kolay olmadı ikimiz için de..Kah sen bana katlandın,kah ben sana..Şimdi keyfini sürme zamanı..Mutluluklar ikimize.
                                                                         ***
"Ona neden ve nasıl aşık olduğunu sorarlar, cevap veremezsin. sebebini bulamazsın. Zaten aşk dedikleri, solup kurumaya mahkumdur, bir sebebi olduğu andan itibaren.”
                                                                                                                                                             Elif Şafak - Mahrem

11 Haziran 2011 Cumartesi

   Baygın çiçek kokularının masmavi gökyüzünü doldurduğu,bembeyaz begonvillerin balkonlardan aşağı sütten şelale gibi aktığı günlerdeyiz..Güzel havalar caddelerde insanların içine karışmak,parklarda eğlenmek,ya da açık pazarlara yöneltmekten başka düşünce bırakmıyor.Solunan havanın hangi ülkenin hangi şehrin havası olduğunun önemi yok.Çünkü havanın kimliği yok.Sadece ve sadece ciğerlerimize dolsun,mutluluk versin yeter,o kadar..
         Yaşamın coşkusundan uzakta,yapayalnız ve sımsıkı kapanmış kepengleriyle,enfes havanın da güneşin de içeri girmesine izin vermeyenler olmasın hayatımızda...Fotoğraf bana aittir alıntı değildir efendim :)
                                         
          Eskimo bir şair dokunuyor omzuma
ve Kız Kulesi'ni göstererek
bırak artık diyor üzülmeyi..
yedi tepeli bu şehirde
şiir okunacak tek yer
elbette denizin ortasındaki 
şu küçük buz dağı...

Sunay AKIN

7 Haziran 2011 Salı

PALYAÇO


kaç kişiyi öldürdüm düşlerimde
kaç kilo çekerdi yalnızlık
kaç kere ezildim altında
yaz yağmurlarının..


belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları
her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk
hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize..

kim sevmezdi çiçekleri filan
‘ben sevmezdim’ dedim , ‘yalan’ dedi..

bunu palyaço söyledi,
palyaço söyledi ben yazdım
yazdım, yazmasam ağlayacaktım..

herkes ağlarmış biraz , ben de ağladım
sırf bu yüzden mi ağladım
alçaklık gibi bir şey oldu bu biraz..

biraz birazdım her şeyden
dün biraz sinirlenmiştim mesela
yarın bir kadını seveceğim biraz
biraz biraz kör oldum bugünlerde..

ama rakı kadehlerini boşaltmayın
eksilmesin hiçbir şey
hiçbir şeyden dahi olsa
kalsın biraz..


umursamıyorum yılgınlığımı filan
çünkü sessizce yaşanmalı her şey
bir devrim sessizce olmalı mesela
ve her sözcüğüne inanmalı bir palyaçonun..

bir palyaço neden yalan söylesin ki
ben palyaço olsaydım söylemezdim
marangoz olsaydım da söylemezdim
ben insan olsaydım yalan söylemezdim !

hem nereden çıkardınız palyaçonun yalnızlığını
kaç kilo çeker ki bir palyaço
hem neden yüzüme vuruyorsunuz
bir çirkin ördek yavrusu olduğumu..

gocunmam ki ben, ben gocunmam
bir palyaço ne kadar gocunmazsa
o kadar, o kadar gocunmam işte..

rakı doldurun ! eksilmesin..



bitmedi , yazacağım daha
yazmazsam ağlayacağım çünkü
alçakça olacak biraz..

hem biz o zaman kimdik ki , nerelere giderdik
her sokakta biraz daha eksilirdik 
bilirdim , geceleri puslu puslu olurdu bazen
bazen birisi fısıldarmış gibi olurdu
‘duyamadım’ , derdim , ‘tekrar et !’
sessizliğe bürünürdü o vakit her şey
sokaklar daha bir puslu
palyaçolar daha bir ağlamaklı olurdu
ve ben daha bir alçak olurdum
ağlardım biraz..

hem sen kimsin, çekiştirme diyorum
hatta kuyruğuma basma diyorum
acıyor, tırmalarım ,
diyorum..

kahrol, kahrol !
diyorum..


geçen gün yüzüme rastladım bir ilan panosunda
korktum birden , kusacak gibi oldum
‘olur öyle’ dedi palyaço ,
‘herkes alçaktır biraz’
‘otur ulan !’ dedim , bağırdım ona
ben bazen bağırırım biraz..

‘rakı doldur !’ dedim , ‘eksilmesin !’
ben bazen eksilirim biraz
aslında hepimiz eksilirmişiz biraz
bunu sonradan öğrendim..

ben aslında her şeyi sonradan öğrendim
herkes herkesi sonradan öğrenirmiş
bunu da sonradan öğrendim..

örneğin;
geçen gün bir kadınla seviştim
biraz değil çok seviştim..

ya işte öyle palyaço
diyorum ki ,
bunu da yeni öğrendim
sevişmek de eksilmekmiş biraz.


kim sevmezdi ki kuş ötüşlerini filan
‘ben sevmezdim’ dedim , ‘yalan’
dedi
bunu palyaço söyledi
palyaço söyledi, ben yazdım
yazmasam, alçak olacaktım
hem ben roman da yazdım biraz..

bazen diyorum ki, palyaço,
sen olmasan ben ne yaparım
alçakça eksilirim belki biraz
her yağmur yağışında yerin dibine girerim
hiçbir kadının kasıklarını öpemem belki
ya da unuturum sonradan öğrendiklerimi..

biraz biraz anlıyorum ki,
yüzler eller, o terli vücutlar filan
her şey plastikmiş biraz


haydi sirtaki yapalım palyaço
rakı doldur, yine eksildik biraz..


20 Mayıs 2011 Cuma

Bazı geceler sona ermekte direnir.Bu direnci bir tek kitap okuyarak kırabilirsin.Ruhunun arınmasına tek çözüm uyku olmaz bu gibi durumlarda.Daha çok kelime,sayfalar dolusu kelime tek ilaçtır..Peşini bırakır kabus dolu rüyalar,sabaha umutla uyanırsın.Geceler çok tuhaf,gündüzler ayrı tuhaf,insanları saymıyorum bile..

Ölüsünün ağzında bir düzlüğün ölüsü
Ben kendimi isterim her yerdeki bir yerde
Ayak bileklerimin üstünde iki kıvrım
Unuttuğum bir şey var, onun içinde
Ve yadırgadığım. Ben kendimi taşırım
İçinde olmadığım bir güne
Bir yaprak biçiminde - boşluksa tırtıl -
Bir de işte tek kalmanın acısı, bir de
Nemli toprakta yüzükoyun
Yokluğuma kar biriktiren yazla birlikte.

İmgesiyim ölümün.


Edip Cansever

19 Mayıs 2011 Perşembe

  


19 Mayıs ATATÜRK'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı ATATÜRK'ü sevenlere kutlu ve mutlu olsun, sevmeyenlere de HARAM ile ZIKKIM olsun !







18 Mayıs 2011 Çarşamba

Teori

Şöyle ki benim ruh halim üçe ayrılıyor.Emin de değilim,teorim bu.Objektif bakamıyor da olabilirim kendime.Neyse ,teorime dönelim.
    Çok sinirli oluyorum bazen.Sebebini bildiğim,bilmediğim,bilmek istemediğim nedenlerden dolayı sinir harbiyle dolu günler yaşıyorum.Bir şey satın almak mutlu etmez,kalabalıklar içinde yalnız hisseder,dişçi bekleme salonundaki dergilere göz atarken bile tebessüm eden ben'i,öldür allah kimse mutlu edemez.Eleştirel bakış açım doruk noktasındadır.
  İkinci ruh halim:Fazlasıyla özgüvenli,kendinden emin halim.Hiç bir şeye, hiç kimseye ihtiyacım yoktur,asarım ,keserim,yaparım,ederim.Dünyayı dar ederim,yeri gelir cennet eylerim.Ama yaparım,ben yaparım.Hırslıyım,çalışkanım,becerikliyim gel gör ki bu da normal bir hal değil,sanırım arızayım.
   Üçüncü halim:Oluruna bıraktım halim.Dünya yansın yıkılsın,n'apalım düzen böyle hali.Böylesi uygunmuş hali.Tavsiyelere uyulur,kurgusal yaşam tarzı benimsenir.vs.vs.
   Aslında şimdi farkettim ki hepsinin karışımıyım biraz.Renkleri seviyorum.Bazen siyah-beyaz,bazen regarenk.İnsanlar,tüm canlılar,alabileceğim alamayacağım kıyafetler-ayakkabılar,enteresan objeler hepsini seviyorum.Alternatiflerim de var.Yalancı,korkak,dönek insanları bile sevebiliyorum zaman zaman.Ama zaman zaman! Yaşamı her şeyiyle bir bütün olarak görüyorum ve çok heyecanlı buluyorum.
  Yani dörde ayrılıyormuş ruh halim..

ps:Fotoğraf çok tatlı di mi,bu da el emeği göz nuru :) Adı:Asi..Kızım atla hadi yüz dediler,cupp atladı denize yüzdü işte böyle  :)